Emre'nin Bloğu

blog_logo

Külkedisi Masalı

külkedisi

Külkedisi Masalı

Bir zamanlar Külkedisi adında bir kız üvey annesi ve iki üvey kız kardeşiyle yaşıyordu. Zavallı Külkedisi, diğerlerinin dinlenebilmesi için bütün gün çok çalışmak zorunda kalıyordu. Ateşi yakmak için her sabah hava hala karanlık ve soğukken uyanması gereken oydu. Yemekleri pişiren oydu. Şömineyi yakan oydu. Zavallı kız, ateşin yanındaki tüm kül ve pisliklerden hiçbir zaman temiz kalamıyordu.

İki üvey kız kardeşi onu gördüğünde “Bu ne pislik!” diye bağırıyordu. Külleri temizlemekten sürekli pis olan kardeşlerine işte bu yüzden Külkedisi adını vermişlerdi.  

Bir gün kasabaya büyük bir haber geldi. Kral ve kraliçe çok görkemli balo düzenleycekti. Prens için bir gelin bulma zamanı gelmişti. Ülkedeki tüm genç ve bekar bayanlar bu baloya davet edildi. Tüm genç bayanlar bu haberi duyunca çılgına döndü! En güzel elbiselerini giydiler ve saçlarını en güzel şekilde süslediler. Hepsi, Prens’in kendisini seçmesi için bir güzellik yarışına girdi. 

Külkedisi’nin evinde artık yapacak fazladan işi vardı. Üvey kardeşleri için yepyeni iki elbise dikmek zorunda kalmıştı.

“Daha hızlı!” diye bağırdı üvey kardeşlerden biri.

“Sen buna elbise mi diyorsun?” diye bağırdı öbürü.

“Aman Tanrım!” dedi Külkedisi. “Ben kendime ne zaman…”

Üvey anne odaya girdi ve Külkedisi’ne “Ben kendime ne zaman ne?!” diye bağırdı. 

“Yani şey…” dedi kız, “balo için kendi elbisemi dikmeye ne zaman vaktim olacak?”

“Sen mi?!” diye bağırdı üvey anne. “Baloya gideceğini kim söyledi?”

“Çok komiksin!” dedi üvey kardeşlerden biri.

“Şuna da bir bakın!” diye Külkedisi’ni işaret ederek hepsi kızla alay ettiler.

Külkedisi kendi kendine, “Bana baktıklarında pis bir kız görüyor olabilirler.” dedi “Ama ben öyle değilim ve yapabilseydim, baloya ben de giderdim.”

Artık üvey anne ve üvey kardeşlerin büyük partiye gitme zamanı gelmişti. 

Güzel arabaları kapıya kadar geldi. Üvey anne ve üvey kız kardeşler arabaya bindiler ve yola çıktılar.

“Güle güle!” dedi Külkedisi. “İyi eğlenceler!” ancak üvey annesi ve üvey kardeşleri ona bakmak için arkalarını bile dönmediler.

“Oof of!” ded Külkedisi üzgün üzgün. Araba yolda kaybolmaya devam ederken yüksek sesle, “Keşke ben de baloya gidebilseydim!” dedi.

Sonra birden “PUF!” diye bir ses geldi.

Birdenbire karşısında bir peri belirmişti.

Peri, Külkedisi’ne dönerek “Beni sen mi çağırdın?” dedi.

“Ben mi çağırmışım?” dedi Külkedisi. “Sen kimsin?”

“Ben bir periyim! Ne dilediğini de biliyorum. Senin bu dileğini yerine getirmek için geldim.”

“Ama…” dedi Külkedisi, “Dileğimin gerçekleşmesi imkansız.”

“Sen ciddi misin?” dedi peri öfkeyle. “Az önce birden bire puf diye ortaya çıkan ben değil miydim yoksa?”

“Evet, sendin.” dedi Külkedisi.

“O zaman izin ver de dileğinin mümkün olup olmadığını ben söyleyeyim!”  dedi peri. 

Külkedisi kirli kıyafetlerine bakarak, “Pekala, benim de baloya gitmek istediğimi bildiğini düşünüyorum.” dedi.

“Ama halime bakar mısın?”

“Evet biraz kirli görünüyorsun.” dedi peri.

“Giyecek güzel bir şeyim olsa bile” dedi genç kız, “oraya gitmemin hiçbir yolu yok.”

“Canım, bunların hepsi mümkün.” dedi Peri ve elindeki asayı Külkedisi’nin kafasına dokundurdu.

Külkedisi bir anda tamamen temizlendi. Üzerine güzel mavi bir elbise giydirilmiş, saçları, altın bir bandın içinde başının tepesinde toplanmıştı.

“Bu harika!” dedi Külkedisi.

“Daha bitmedi!” dedi peri. Asasına tekrar dokundu. Birdenbire, içinde bir sürücü ve dört beyaz at bulunan güzel bir araba ortaya çıktı.

“Rüya mı görüyorum?” dedi Külkedisi etrafına bakınarak.

“Bunlar olabildiğince gerçek.” dedi peri. “Ama bilmen gereken bir şey var.”

“Nedir?”

“Bütün bunlar sadece gece yarısına kadar sürecek. Bu gece, saat gece yarısı olduğunda her şey sona erecek. Her şey eskisi gibi olacak.”

“Öyleyse gece yarısından önce balodan ayrıldığımdan emin olmalıyım!” dedi Külkedisi.

“İyi fikir!” dedi peri. Bir adım geri attı ve “Benin işim burada biter!” dedi. Bununla birlikte peri ortadan kayboldu.

Külkedisi etrafına bakındı. “Bütün bunlar gerçek miydi?” diye sordu kendi kendine. Güzel bir elbise giymiş ve saçında altın bir tokayla oracıkta duruyordu. Önünde şoförü ve dört atı da onu bekliyordu.

“Geliyor musunuz?” dedi şoförü.

Külkedisi arabaya bindi ve yola çıktılar.

Baloda Prens çok mutsuz görünüyordu. “Neden bu kadar üzgün görünüyorsun?” diye sordu Kraliçe oğluna. “Etrafına bak! Bunlardan daha güzel kız bulamazsın! Hepsi önünde!”

“Biliyorum anne.” dedi Prens. Yine de bir şeylerin ters gittiğini biliyordu. Birçok genç kadınla tanışmıştı ancak tanıştıktan sonra söyleyecek başka bir şey bulamamıştı.

“Şuraya bakın!” diye birisi ön kapıyı işaret etti. “Bu da kim?!”

Bütün gözler o tarafa döndü. Merdivenlerden inen o sevimli kız kimdi? Başını dik tutarak yürüyen bu genç kız, adeta o baloya aitmiş gibi görünüyordu ama kimse onu tanımıyordu.

“Onunla ilgili özel bir şey var.” dedi Prens kendi kendine. “Ondan benimle dans etmesini isteyeceğim.” dedikten sonra Külkedisi’ne doğru yürüdü.

“Daha önce tanıştık mı?” dedi Prens.

Külkedisi eğilerek, “Sizinle tanıştığıma memnun oldum.” dedi.

“Seni tanıyormuş gibi hissediyorum.” dedi Prens. “Ama tabii ki bu imkansız.”

“Pek çok şey mümkündür.” dedi Külkedisi, “Tabi eğer doğru olmalarını istersen.”

Prens karnında bir sancı hissetti. O ve Külkedisi dans etmeye başladı. Şarkı bittiğinde tekrar dans ettiler. Sonra tekrar dans ettiler ve yine dans ettiler. Kısa süre sonra balodaki diğer kızlar onu kıskanmaya başladı. “Neden sürekli onunla dans ediyor?” dediler. “Ne kaba bir hareket!”

Ama Prens’in tek görebildiği Külkedisi’ydi. Güldüler, konuştular ve biraz daha dans ettiler. Hatta o kadar uzun süre dans ettiler ki Külkedisi saatin bile farkına varamadı.

“Ding!” diye saatin sesi geldi. 

Külkedisi yukarı baktı.

Saat “Dong!” diye tekrar çaldı.

Tekrar yukarı baktı. “Olamaz!” diye bağırdı. “Neredeyse gece yarısı olacak!”

“Bu neden bu kadar önemli?” dedi Prens.

“Gitmeliyim!” dedi Külkedisi.

“Ama daha yeni tanıştık!” dedi Prens. “Neden şimdi gidiyorsun?”

“Gitmeliyim!” dedi Külkedisi. Merdivenlere doğru koştu.

“Seni duyamıyorum!” dedi Prens, balodaki insanların uğultusu ve saatin sesi Külkedisi’nin sesini bastırıyordu.

“Güle güle!” dedi Külkedisi. Merdivenlerden yukarı doğru koştu.

“Lütfen bir dakika dur!” dedi Prens.

“Olamaz!” dedi Külkedisi. Cam ayakkabılarının birisi merdivende ayağından çıkmıştı. Ama Külkedisi koşmaya devam etti.

“Biraz bekle lütfen!” dedi Prens.

“Güle güle!” diye bağıran Külkedisi son kez arkasını döndü ve sonra kapıdan dışarı fırladı.

Artık gece yarısı olmuştu.

“Bekle!” dedi Prens tekrar. Cam ayakkabıları aldı ve kapıdan dışarı fırladı. Etrafına bakındı ama mavi elbisesini hiçbir yerde göremedi. “Ondan geriye kalan tek şey bu.” dedi cam terliğe bakarak. Eşi benzeri olmayan ve sadece özel bir ayağa uyacak bir şekilde yapıldığını gördü. “Bir yerlerde bu cam ayakkabının diğer çifti var.” dedi. “Ve onu bulduğumda, onu da bulacağım. O zaman ondan benimle evlenmesini isteyeceğim!”

Prens kulübeden kulübeye, evden eve aramaya başladı. Birbiri ardına genç kadınlar ayağını cam ayakkabının içine sokmaya çalıştı ama hiçbirinin ayağı uymuyordu. Prens yoluna devam etti.

Sonunda Prens, Külkedisi’nin evine geldi.

“O geliyor!” diye bağırdı üvey kardeşlerden biri.

“Kapıda!” diye bağırdı diğer üvey kız kardeş.

“Çabuk!” diye bağırdı üvey anne. “Hazırlanın! Biriniz ayağınızı o terliğe sığdıran kişi olmalı. Ne olursa olsun!”

Prens kapıyı çaldı. Üvey anne kapıyı açtı. “İçeri gelin!” dedi. “Görmen için iki güzel kızım var.”

Birinci üvey kız kardeş ayağını cam ayakkabıya sokmaya çalıştı. Çok uğraştı ama sığmadı. Sonra ikinci üvey kardeş ayağını içeri sokmaya çalıştı. O da tüm gücüyle denedi ve denedi. Ama bir sonuç alamadı.

“Evde başka genç bayan yok mu?” dedi Prens.

“Yok.” dedi üvey anne.

“O halde gitmeliyim.” dedi Prens.

“Belki bir tane daha vardır.” dedi Külkedisi odaya girerek.

“Burada başka genç bayan olmadığını söylediğini sanıyordum.” dedi Prens.

“O önemli biri değil!” dedi üvey anne kızgın bir şekilde.

“Buraya gelir misin?” dedi Prens.

Külkedisi ona doğru adım attı. Prens tek dizinin üstüne çöktü ve cam ayakkabıyı ayağında denedi. Ayakkabı mükemmel bir şekilde Külkedisi’nin ayağına oturmuştu! Sonra Külkedisi cebinden bir şey çıkardı. Bu da cam ayakkabının diğer çiftiydi!

“Biliyordum!” dedi Pres. “İşte seni buldum!”

“NE?” diye bağırdı bir üvey kız kardeş.

“O olamaz!” diye bağırdı diğer üvey kız kardeş.

“Bu imkansız!” diye bağırdı üvey anne.

Ama çok geçti. Prens, Külkedisi’nin o olduğunu biliyordu. Gözlerinin içine baktı. Saçındaki veya yüzündeki küllerin onun için hiç önemi yoktu.

“Seni buldum!” dedi.

Külkedisi “Ve ben seni buldum.” dedi.

Böylece Külkedisi ve Prens evlendi ve sonsuza dek mutlu yaşadılar.

Yazıyı Paylaş

Okumaya Devam

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Yorum yapmak için tıkla!x